Maden Kurtarma-Risk Değerlendirmesi-İş Güvenliği-Çevre Yönetimi
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Eylül 04, 2010, 20:22:11 ÖS

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Ara:     Gelişmiş Arama
LÜTFEN BİLGİYİ TANIDIKLARIMIZLA PAYLAŞALIM!! HERKES BAZI ŞEYLERİ GÖRSÜN ARTIK BU ÜLKEDE!! ÇOĞUNLUK SESSİZ KALDIKÇA AZINLIĞIN SESİ ÇIKIYOR!!!!!
Sesimizi daha gür duyurabilmek için forum sayfamızı ziyaret eden tüm Madencilerin LİNÇ KAMPANYASINA HAYIR başlığını tıklayıp yorumlarını eklemesini bekliyoruz. LÜTFEN DUYARSIZ KALMAYALIM. BİZ HİÇ BİR SEKTÖRÜN EKMEĞİYLE OYNAMIYORUZ. BİZİM EKMEĞİMİZLE OYNANMASINA DA İZİN VERMEYELİM!!!!!!!!!
180 Mesaj 8 Konu Gönderen: 63 Üye
Son üye: baboyes
* Ana Sayfa Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt
+  Maden Kurtarma-Risk Değerlendirmesi-İş Güvenliği-Çevre Yönetimi
|-+  LİNÇ KAMPANYASINA HAYIR
| |-+  Madenciliğe Karşı Girişilen LİNÇ Kampanyasına HAYIR!
| | |-+  Madenciliğe HAYIR demek modern yaşantıya hayır demektir!!!!
« önceki sonraki »
Sayfa: « 1 2 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Madenciliğe HAYIR demek modern yaşantıya hayır demektir!!!!  (Okunma Sayısı 1874 defa)
atagune
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1


« Yanıtla #15 : Kasım 16, 2007, 14:28:23 ÖS »

Madencilik,

Bence hiç bir sektörle kıyaslanamaz. Çevre ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratabilecek sektörlerin başında gelir. Bu tarih boyunca böyle olmuştur günümüz dede böyle devam etmektedir. Günümüz teknolojisi ve bilim bu olumsuz etkilerin minimize edilerek, madencilik sayesinde sürdürülebilir kalkınmayı olası kılmaktadır.

Bunun sağlanabilmesi için madencilik karşıtı bu propagandalara alet olanların bilgilendirilmesinin yanı sıra daha da önemlisi madencilik sektörü çalışan ve özellikle yöneticilerinin iş güvenliği, sağlık ve çevre konularında donanımlı ve duyarlı olmaları gerekir.

Bu konuda yeterince duyarlımıyız? Şu anki hali ille bir kaç iyi örnek dışında madencilik sektörümüz iş güvenliği ve çevre konularında ne durumda? Eğer biz duyarlı değilsek, daha kötü örnekler sunarak bilgisiz vatandaşın onayını alamayız.

Yabancı sermayeye gelince, yürüttükleri yada yürütecekleri faaliyetlerin ekonomik katkısının, sahibi olduğumuz madenlerin ekonomik değerinden daha az olduğu kesindir. Bu nedenle sadece ekonomik kazanımlar için bu madenlerin yabancı sermaye tarafından işletilmesini savunmak yanlıştır. Burada asıl savunulması gereken yabancı şirketlerin madencilik sektörümüzün gelişmesine yapacağı katkıdır. Hedefimizin en kısa sürede, en son teknoloji ve bilimin araçları ile donanmış elemanlar yetişmesine katkıda bulunacak yabancı şirketlerin faaliyetlerine destek olarak sektör için gerekli olan yerli kaynakların oluşmasını sağlamak olmalıdır. Dolayısı ile ilerde gerek Türkiye’de gerekse dünyanın dört bir yanında madencilik yapacak dünya ile rekabet edebilecek (inşaat sektöründe olduğu gibi) güçlü Türk şirketlerinin oluşması sağlanmış olacaktır.

Peki yabancı şirketler kendilerine böyle rakipler yaratmak isterlermi? Muhtemelen hayır ama eğer sahibi olduğumuz bu zenginlikten bir pay almak istiyorlarsa bu bedeli isteselerde istemeselerde ödemek zorundalar.

Konuya başka bir perspektiften bakarak düzenlediğiniz kampanyaya katkıda bulunmak istedim.

Teşekkürler

Enver Atagün.
Logged
Burhan
Administrator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 141



« Yanıtla #16 : Kasım 16, 2007, 21:57:14 ÖS »

Sayın Atagün,

Değerli katkılarınız için çok teşekkürler. Haklı olduğunuz noktalar elbette var. Malesef sektörümüzde kötü örnekler var ve bu konuda öz eleştiri yapmak durumundayız ve kimsenin de buna karşı çıkacağını sanmıyorum. Bununla birlikte günümüzde insanlara dayatılan ya Çevre ya Madencilik söylemi gerçeklerden uzak ve imkansızı istemek gibi bir şey. Madencilik yapmazsanız modern yaşamı sürdüremezsiniz bu kadar basit. Hayır biz Türkiye'de istemiyoruz nerede yaparlarsa yapsınlar gibi bir mantık yürütürsek de bunun savunulacak tarafı yoktur. Çünkü aynı şeyi diğer yerlerde de söylerlerse vay halimize.

Hiç bir meslekdaşımızın madencilik yapalım çevreyi yok edelim gibi bir düşüncesi olduğunu ben şahsen inanmıyorum. Ama teknik yetersizlik, bilgi eksikliği ve belki de denetim eksikliği gibi bir takım nedenlerden dolayı bahsetmiş olduğunuz o Çevre Yönetimi, İş Güvenliği ve Sağlık konularında sıkıntılar meydana geldiğine inanıyorum. Bahsetmiş olduğunuz inşaat sektörünün Türkiye'de iş kazaları açısından en ön sırada yer aldığını bildiğinizden eminim. Madencilik de üst sıralarda yer alır. Ama biz mühendisler ideolojik eylemlere ve söylemlere kendimizi o kadar kaptırmışız ki bu problemlerle uğraşmak çoğu zaman aklımıza gelmez. Her gün birileri bir yerlerde toplanıp bir şeyleri protesto etmemiz için mesaj atar durur. Ama iş kazalarını protesto ediyoruz diyen olmaz.  Çevre kirliliği yaratmadan veya kabul edilebilir sınırlar içerisinde bu işin şu şekilde yapılması gerekir diyen de olmaz. İnsanları eğitmeyiz, teknolojiyi takip etmeyiz ve uygulamayız veya uygulattırmayız ve sonra da kalkıp çevre kirleniyor yapmayalım deriz işin içinden çıkarız olur biter. Kazalar da kaderdir çünkü ECELİ GELMİŞTİR zavallının!!!! 

Günümüzde madencilik karşıtlarının karşı çıktıkları konuların hepsinin de çözümü vardır ama konuşulmaz anlatılmaz bunlar. İşlerine gelmez çünkü. Ve bu insanların kendilerine mühendis, uzman demesine de insan hayretler içerisinde kalıyor bazan. Çünkü çözüm üretmeyen, problemi çözmeyen veya çözümü uygulamayan mühendis, uzman!! Ve işin daha da ilginci malesef insanlarımızın bir çoğu, uzmanlık alanına bakmadan, konuşan uzmanlarımızı! gerçekten bu konularda uzman sanmaktadırlar. Çünkü medyada boy gösteren bazı uzmanlarımıza baktığımızda bunların, farklı yerlerde, bazan deprem uzmanı, bazen tarım uzmanı, bazen su uzmanı, bazen nükleer enerji uzmanı, bazen madencilik uzmanı, bazen sağlık uzmanı, bazen çevre uzmanı, bazen orman uzmanı olduğunu görüyoruz. Ama kimse de sormuyor. Sayın Uzman uzmanlık alanınız nedir sizin? Çünkü koskoca uzman sorulmaz! Ve bir sürü etiket var isminin önünde!!!! 

Madencilik yapmayalım demek çözüm değil! Aksi takdirde şunları da söylememiz gerekir hep beraber; inşaat yapmayalım çünkü tarım alanlarını ve ormanları yok ediyor; yol yapmayalım çevreye zarar veriyor; petrokimya tesisleri yapmayalım çevreye zarar veriyor; metalurji tesislerini kapatalım ağır metal salıyorlar; mobilya fabrikalarını kapatalım, gazete okumayalım ağaç kesilmesine neden oluyorlar. Bu örnekleri çoğaltmak çok kolay.

Sanırım tartışmamız gereken madenciliğin nasıl yapılması gerektiği. Konuşulması gereken konu diğer kaynakların ve en önemlisi insanın zarar görmesine sebep olmadan madenciliğin nasıl yapılacağı! Elbette Mühendis kavramının devreye girdiği nokta burası. Mühendis çözüm üretmek için vardır.Yoksa üniversitelerde bunca insanı okutmaya gerek yok. Mesela Çevre Mühendislerine gerek yok çünkü tüm tesisleri kapatırsınız olur biter çevre kirliliği olmaz! ve çevre mühendisi diye bir kavrama da gerek kalmaz. Çözecekleri bir problem kalmaz. Elbette bu kapatmayı yaptığınızda hiç bir mühendise de gerek kalmaz o da ayrı bir konu.

Yabancı sermaye konusuna tekrar gelecek olursak! Bir şekilde dengeyi bulmak durumundayız bu konuda. Bence burada da ikiyüzlülük var. Her konuda bu sermayeyle iç içeyken niçin yabancı sermaye madencilikte bu kadar ön plana çıkıyor bunu anlamak zor. Lütfen yabancı sermayeye karşıyım diyenler kullandıkları herşeyi bir listelesinler ve sonra da desinler ki ben madencilikte yabancı sermayeye karşıyım!!!! Veya desinler ki biz her türlü yabancı sermayeye karşıyız ülkemizi terk etsinler ilk önce altına biz imza atalım!!!Karşı çıkacaksak hep beraber hepsine karşı çıkalım!!!!

Selamlar, saygılar, sevgiler

« Son Düzenleme: Kasım 17, 2007, 13:56:55 ÖS Gönderen: Burhan » Logged
alper
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2


« Yanıtla #17 : Kasım 19, 2007, 15:28:36 ÖS »

Herkese tekrar selam,

Enver bey'in farkli perspektifden bakarak yazdigi yaziya yer yer katilmakla birlikte birkac not dusmeden gecemeyecegim. Ozellikle de "Madenciligin Cevre ve insan sagligi uzerindeki etkiler yaratabilecek ilk sektor" oldugu konusunda. Madencilik sutten cikmis ak kasik degil. Ozellikle bircok tasocagi cevre uzerindeki olumsuz etkileri gosterme amaciyla kullanildi ve hala da kullaniliyor. Ancak tum maden ocaklarinda olumlu yonde bir degisim sozkonusu. Diger yandan cok merak ediyorum acaba hangi sektor kusursuz calisti gecmiste? "Maviyle yesilin bulustugu" denilen her alanda bir de sira halinde "beyaz" binalari gormuyor muyuz? Sahil seridinde yapilmis ve nedense denize yaklastikca uzayan binalarin bir aciklamasi var midir? Burada cok onemli bir nokta var; dikilen o binalar ordan kalkmayacak ancak madenciligin cevre etkileri rehabilite edilebiliyor.

Universitede gorevliyken Is Sagligi ve Is Guvenligi dersimiz vardi. Suanda baska bolumlerde veriliyormu bilmiyorum ama o zaman sadece Maden Muh. bolumunde veriliyordu. Istatistiklerden hatirladigim kadariyla madencilik sektorundeki Isgunu kaybi, Can kaybi, Kaza Orani gibi cogu kriter ilk sirada degil, Kimya - Insaat gibi sektorlerin arkasinda. Evet, madencilik sektoru de isguvenligi acisindan yuksek riskli bir sektor ama emin olunki trafikten cok cok daha guvenli. Yine de sektor olarak istatistikleri minimuma cekmek muhendis olarak en onemli sorumluluk ve gorevlerimiz arasinda.

Yabanci sermayenin "her sektorde oldugu gibi madencilikte de" zenginliklerimizden pay almak istedigi dogru. Ama bunun olmamasi icin yerli firmalarimizin elini tasin altina biraz daha fazla sokmasi gerekiyor. Tabi banka ya da marketler gibi sicak paranin hizli bir sekilde aktigi sektorler varken madencilik sektorunde kimler risk alir o biraz muallak.

Yine de sonuc olarak temennim Enver bey'le ayni. Umarim onzumuzdeki yillarda madencilik konusunda her acidan dunya devi maden sirketleriyle rekabet edebilecek donanim ve kapasitede sirketlerimiz olur.

Saygilar,
Alper Gungor
Logged
derya
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1


« Yanıtla #18 : Aralık 12, 2007, 19:01:34 ÖS »

Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz'ın konu ile ilgili bir yazısı;

ALTIN MADENCİLİĞİ ve BİLİMSEL GERÇEKLERİ

Son bir yıldır altın madenciliğine yönelik (ki ben bununla tüm madencilik sektörünün hedeflendiğini düşünüyorum) bilinçli veya bilinçsiz yapılan haksız saldırılar o kadar arttı ki bu konuda yıllardır hem üniversitede hem de endüstriyel alanda (madencilik sektöründe) çalışmalar yapan bir bilim insanı olarak görüş bildirme zorunluluğunu hissettim. Doğal olarak da bu alandaki uluslararası ve ulusal düzeydeki referanslı deyimlerimden söz etmem gereğini yazımın güvenilirliği açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Kabul edersiniz ki, bir araştırmacının her hangi bir konuda yaptığı açıklama onun teorik veya uygulamalı çalışmalarının uluslararası hakemli dergilerin ‘bilimsel atıf indeksi (SCI)’ içinde yer alması durumunda geçerli ve bir o kadar da güvenilirdir. Geri kalanı ve ortalıkta uçuşan diğer yorum, yazı ve görüşler yalnızca bilgi kirliliğinden ileri gitmediği gibi bunlara dayalı olarak yazılan yazılar da (bazı gazete köşe yazarlarının alıntı yaptığı yazılarda olduğu gibi) son derece yanlış ve bilimsel hiçbir geçerliliği yoktur.
                                                         
1975 yılında üniversiteye bilim adamı yetiştirmek üzere yurtdışına gönderilen ve bugün 1968 kuşağı adıyla anılan, gittiği ülkede bilgi ve görgüsünü artırmak üzere devlet adına doktora yapmış şanslı kişiler arasındayım. O heyecanlı günlerde tek amacım bilgi ve görgüyle donanıp ülkeme yararlı olmaktı. Gerçekten de öyle oldu. Üretimle bir ülkenin kalkınabileceğini düşünen bir birey olarak doktora tezimi maden yataklarıyla ilgili olarak Köprübaşı (Salihli) yöresinin uranyum yatakları üzerine yaptım. Kanada da iken bana oldukça heyecan veren uranyum aramalarına da katıldım. Ülkeme döndükten sonra doçentlik çalışmalarımı ise yine Yeşilyurt (Alaşehir) uranyum zuhurları üstüne yürüttüm. Ancak üniversitede kalarak özellikle uygulama alanı madencilik sektöründe yeterince çalışmam olanaksızdı. Bunun üzerine 1985-1988 yıllarında zengin uranyum ve altın yataklarının bulunduğu ve madenciliğin beşiği sayılan Avustralya da uranyum ve altın aramalarına katıldım. Altın aramaları sırasında Türkiye’de de zengin altın yataklarının olabileceği düşüncesiyle Avustralya’nın en büyük altın üreticisi olan Normandy Mining Ltd. i Türkiye’de altın yatakları aramalarına katılamaya ikna etmiştim. Böylece 1989 yılındaki çalışmalarımızla, altın madeni aramalarını yürütmekten sorumlu müdür olarak Eurogold Madencilik A.Ş, 1990 da Ovacık ve 1992’de de Mastra altın madenlerini bulmuştuk. 2000 yılına kadar TOPLAM 15 yıl bütünüyle madencilik sektöründe çalışan bir bilim adamı olma yanında etkin kıymetli metal araştırma projelerini de yürüterek, 1980 öncesinde hâkim olan ‘Türkiye’de önemli altın yatakları bulunamaz’ düşüncesinin yıkılmasında önemli katkım olduğuna inanıyorum. 1990-1992 arası meslek hayatımdaki en mutlu yıllardı çünkü 1975 yılında Kanada’ya doktora yapmak için gitme amacım gerçekleşmiş ve ülke kalkınmasına az da olsa bir başlangıç katkısını yapmıştım. Türkiye’de de ekonomik altın yataklarının varlığı kanıtlanmıştı artık. İleriki yıllarda daha birçok yatak bulunmuş ve bulunmaya da devam edecektir. Modern Türkiye’nin 1993 deki ilk altın madeni açılma çabalarıyla birlikte çevre sorunları da ortaya çıkmaya başlamıştı. O günlerde ÇED raporu hazırlama zorunluluğu olmamasına karşın Eurogold Madencilik başka ülkelerde yaptığı gibi (Avustralya ve Yeni Zelanda) kendi rutin önceliğiyle bir ÇED raporu hazırlatarak uzun yıllar sürecek bir tartışmayı da başlatmış oldu. Aslında iyi de oldu. Böylece çevreye saygılı bilimsel bir madenciliğin nasıl yapılması gerektiği yanında işletici ve denetleyici kurum ve kuruluşlarının oluşturulmasına da çok büyük katkı sağlamış oldu. Ancak bu masum tartışmalar bazı çevrelerin kasıtlı yönlendirmeleriyle yanlış bir mecraya sokuldu ve başarılı da oldular. Ne yazık ki bazı bilim insanlarımız da bu gerçekleri uluslararası bilimsel SCI dergilerden okuyup öğrenmek yerine, bu alanda hiçbir bilgi ve deneyimi olmayan bazı kişilerin ürettiği asılsız söylentileri kendi adlarına savundular. Yüz yıldan daha uzun süredir ve bu gün de dünyada 850 nin üstündeki altın madenlerinde kullanılmakta olan bir yöntemi sanki dünyada siyanürle altın ilk kez Türkiye’de deneniyormuş gibi yansıtılarak olumsuz bir ortam oluşturuldu. Maden arama ruhsatıyla işletme ruhsatını biri birinden ayıramayan ve de yaşamları boyunca her hangi bir maden işletmesinde dahi bulunmamış bazı meslektaşlarımız altın yataklarının kamu yararına olmadığı konusunda her platformda bilimsel tabandan yoksun beyanat vermeyi sürdürmüşler ve de sürdürmektedirler. 

Altın üretiminde devletin yalnızca %2 (bu devletin üretim üzerinden aldığı doğrudan miktardır) kazandığını söyleyerek arama, tesis kurma ve madenin çıkarılması sırasında kullanılan enerji, malzeme, işçilik ücretleri, pirimler, vergi giderlerini ve geri kalan kazanç üzerinden alınan % 47 civarındaki vergiyi de yok sayıp kamuoyunu bilerek yanıltma çabalarının gerisinde ne yatmaktadır? Tabiki bunlar her vatandaşın bileceği konular olmayabilir. Ancak şunu herkes iyi bilir ki üretilen bir malın maliyeti vardır ve bu maliyet gideri malın üretildiği ülkeye olan gerçek bir katma değerdir. Brüt kardan kaynaklanan vergi de o ülkenin yine katma değeridir ve belki de Ağrının köyünde yapılacak bir okula harcanacaktır. Başlangıçta yakınlarında açılabilecek bir madende çalışmayı düşleyen insanlarımız daha sonra komplo teorisi üretmede uzmanlaşmış kişilere inanıp yalnızca altın madeni değil her çeşit madenciliğinin karşısına dikilmişler ve dikilmeyi sürdürmektedirler.

Ancak Ovacık altın madenin bugüne kadar sorunsuz işletildiği ve kimsenin siyanürden bir zarar görmemesinden kaynaklanan panikle, madencilik karşıtları tüm Biga Yarım adasının milli park ilan edilmesini talep edecek kadar ileri gitmişlerdir. Tüm Biga Yarım adasının milli park ilan edilmesi durumunda burada yaşayan halkın başına neler gelebileceği umurlarında mıdır acaba? Daha düşündürücü olarak siyanürün madencilik sektöründe nasıl kullanıldığından habersiz bazı bilim adamları inanılmaz demeçler verip çıkar gruplarının çevre felaketi yalanlarına bilerek veya bilmeyerek ortak olmuşlardır. Daha da vahim olanı bazı yer bilimcileri ve bilim adamları Milli Park Kaz Dağlarında (kaldıki arama yapılan bölge milli park değildir) 200 ton altın üretimi için gerekenin BEŞ katı abartarak 400.000 ton siyanür kullanılacak diyerek (gerçekte kullanılması gereken toplam miktar madenin ömrü boyunca en çok 75.000 tondur) kamuoyunu kasıtlı bir biçimde yanıltmaktadırlar. Ne acıdır ki bilim adamları kendi çalışma alanıyla ilgili olmayan bu konuda öne sürülmüşler ve perde arkasından yönetildiklerinin bile farkına varmadan bazılarının çıkarlarına istemeden de olsa alet olmuşlardır. Bir bilim insanının düştüğü bu konumdan daha üzücü ne olabilir! 

Birçok bilim insanı ve teknisyen dünyanın çoğu yerinde özellikle çevreye olan duyarlılıklarıyla bilinen ülkelerde altın yataklarının aranması ve işletilmesi teknikleri hakkındaki bilgileri birçok kez yineleyip durdular. Bunları burada tekrarlamanın hiçbir yararı yok ve kimse de Amerika’yı yeniden keşfetmeye kalkmasın. Altın yataklarının aranması sırasında kullanılan malzeme ve yöntemin bakır, çinko, kurşun vs gibi madenlerin aranmasından hiçbir farkı yoktur. Herkesin bildiği bu gerçeğe rağmen ‘siyanürlü altın arama’ söylemini sürekli olarak yineleyenlerin Ortaçağda teokratik baskı kuran papazların ileri görüşlü aydınları ‘içine şeytan girdi diyerek’ (yani bu kişinin cadıya dönüştüğüne inanıldığı için) suçlayıp ateşte atmaları arasında bir fark var mıdır? Ne yazık ki son zamanlarda ‘içine siyanür (şeytan) girmiş jeologlar’ cadı avcılarınca avlanma tehdidiyle karşı karşıyadır. Bu ülkenin yeraltı kaynaklarını büyük zorluklarla ekonomimize kazandırmak gibi kutsal bir görev üstlenmiş meslektaşlarımız bunu hak ediyor mu? Bu sorumu ilk önce yerbilimcilerimize soralım. Arazi çalışma koşullarının ne kadar ağır olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım. Yağmur, çamur, sıcak, soğuk ve her türlü doğa koşullarıyla savaşan sizler böyle bir muameleyi hak ediyor musunuz acaba? Doğal olarak hayır olacaktır.

Muhalif kesimlerin ilk hedef olarak altını ve bazı hassas bölgeleri seçmesi onların stratejik bir yaklaşımıdır. İlk önce burada bir taban kazanıp kamuoyu oluşturmak ve bunun ardından diğer bütün madencilik alanlarında aynı taktiği uygulamaktır. Eğer dünyada madencilik yapılmasaydı nasıl bir görünüm ortaya çıkardı, bunu hiç düşündünüz mü? Bunu düşünmek bile korkutuyor. Evinizi yapmak için ne çimento ne de inşaat demiriniz olurdu. Evinizde herkese övünerek gösterdiğiniz ne Afyon şeker mermeriniz veya granitiniz ve ne de seramiğiniz bulunurdu. Ne de karşısına geçip saatlerce kalkmadığınız ve hayatınız için gerekli her türlü işlemi evinizde yapabileceğiniz bilgisayarınız ne de aydınlanmak için elektriğiniz olurdu. Yalnız ve yalnız dere malzemelerinden yapılmış ve her an yıkılmaya hazır, karanlık toprak damlı eviniz olurdu. Ve tabii ki tabanını ve duvarlarını da çamur/saman karışımı bir sıvayla kaplamayı unutmuyoruz. Benim kuşağımdakilerin yüzde sekseni bu koşulları bir ölçüde mutlaka görmüş ve yaşamıştır. Madenciliğe karşı çıkmayı kendine iş edinenlerin de motorlu taşıt yerine at arabası veya kağnıyı seçmesi gerekecektir. Tabii ki aydınlatma da içyağı veya çırayla olurdu. 1955 yıllarında gaz yağı bulamayıp da geceleyin sokakta çıra yakarak yolunu bulmaya çalıştığını anımsayanlar mutlaka vardır. Daha çok örnek vermeye gerek var mı? Kendimize sorduğunuzda bunun daha onlarcasını bulabilirsiniz.

Altın madeni veya kısacası maden aramalarının doğayı tahrip ettiği söylemleri bir safsatadan ibarettir. Doğal olarak arama sırasında sondaj yapılacak yerlerde bir miktar alan hazırlama ve zorunlu ise ağaç kesme işlemi vardır. Ancak kesilen ağaçların yerine çok daha fazlasının dikilebileceği ağaçlandırma bedeli Çevre ve Orman bakanlığına ödenir ve bütün bu işlemler ilgili bakanlığın gözetimi ve denetimi altında gerçekleşir. Aslında madencilik yapılmasaydı ve enerji kaynakları işletilmeseydi, bu gün doğadaki ağaçların tümü ev yaparak ve yakarak çoktan tükenmiş olacaktı. Bu da açıkça gösteriyor ki dünyamız yerbilimcileri sayesinde tek bir dikili ağaçsız gezegen olmaktan kurtulmuştur. Özetlersek, ister altın ister demir, bakır olsun arama yöntemleri benzer olup doğada kalıcı hiçbir tahribat yapmaz. Sondaj yapılırken de diğer madenleri aramak için ne kullanıyorsanız altın madeni arama sondajı için de su kaçağını ve kuyu çökmesini önlemek için kullanılan bentonittir, yani tadını pek sevdiğiniz ve özellikle halk arasında kan yapıcı olarak bilinen pekmez şırasını kestirmek için kullandığımız kildir.  Eğer sondaj ile arama yaptığımız bir yere beş on yıl sonra geri gitsek, sahada açmış olduğumuz yol ve hendeklerin kaybolduğunu, üzerinde ağaçların büyüdüğünü ve bütünüyle hiçbir iz kalmadığını görebiliriz.  Şunu övünçle söylemem gerekir ki çevre bilinci oldukça artan ve yurt ortalamasının çok üzerine çıkan yer bilimcilerimiz,  sondaj sahasını terk etmeden önce hendek ve çukurları doldurup buraları çimlendirecek kadar kendilerini geliştirmişlerdir.

Her şeyden önemlisi tüm yer bilimi çalışanları altın veya diğer her çeşit maden, mermer, taşocağı vs. yeraltı kaynaklarının aranması ve işletilmesi konusunda taraf olmalıdır ve öyledir de aslında. Aksi halde yer bilimleri bölümlerinde ne işimiz olabilirdi. Özellikle biz yer bilimcilerin ödün veremeyeceği tek konu arama ve işletme faaliyetleri sırasında çevremizi titizlikle korumak ve geri dönüşü olmayacak faaliyetlere izin vermemek olmalıdır. Böylece bu her türlü madencilik faaliyetine karşı olmayı kariyer edinenlere en iyi yanıt olacaktır.  Ne yazık ki madencilik sektörü uzun yıllardır yeterince gelişememiş ve buna bağlı olarak yer bilimcilerimiz de toplumda hak ettiği yeri bulamamıştır. Madenciliğin gelişmiş olduğu ülkelerde de görüldüğü gibi, üniversitelerdeki yer bilimlerinin gelişmesi ve araştırma kaynaklarının artışı madencilik faaliyetleriyle artışıyla doğru orantılıdır. Madencilik faaliyetleri toplumun gelir dağılımından dengeli pay alabileceği nadide bir sektördür. Büyük çoğunluğu İstanbul ve çevresinde toplanmış sanayi kuruluşlarının aksine madenin bulunduğu yerde işletilmesi nedeniyle ülke sathındaki gelir dağılımı çok daha dengelidir. ABD, Kanada  ve diğer gelişmiş çoğu ülkelerde madencilik sektörünün ulusal ekonomiye katkısı ortalama % 8-9 civarında ve bu Avustralya’da % 25 tir. Bu nedenle yerbilimciler Avustralya’da toplum tarafından ciddi şekilde saygı görürler. Ülkede bulunan yerbilimcilerin % 70 inin madencilik sektöründe çalışması da bunu da doğrulamaktadır.

Dünyanın birçok değişik ülkesinde, altın madeni işletmeciliğinde çevreyi her adımda dikkate alan sayısız örnekler vardır. Kanada’da Strachacona Milli Parkı içerisinde bulunan Myra Falls, yine çevreye duyarlı ilginç bir örnek olan Yeni Zelanda (Martha gold mine, Waihi), Avustralya (Lake Cowal gold mine), İsveç (Boliden gold mine), Finlandiya (Sodankyla) Pathavaara, İtalya (Masua gold mine, Iglesias), ve İspanya (El-Valle gold mine) gibi ülkelerdeki altın madeni işletmeciliği bunlara iyi birer örnek oluştururlar. Ve en ilginç olanı bir kertenkelenin hayatının dahi önemli olduğu Avustralya’da Kakadu Milli Parkındaki Koongarra Uranyum yatağının nasıl işletileceği konusunda alınacak ders olmalıdır. Türkiye’deki hiçbir kuruluş ve kimse anılan ülkelerin vatandaşlarından ve kurumlarından daha çevreci olduğunu düşünemez. Ve de Avrupa birliğinin 2008 yılı maden arama ve işletme projeleri için yedi milyar  € ayırdığını ve bunun da yarısının altın madenciliğine akacağını belirtmek Avrupa çevre duyarlılığını kendilerine rehber edinen madencilik karşıtlarının uykusundan uyanması için daha başka ne gerekir?

Sonuç olarak, çevreye saygılı sürdürülebilir bir kalkınma için yeraltı kaynaklarımızı yüzeye çıkarıp toplumun hizmetine sunmak biz yer bilimcilerin en kutsal görevi olmalıdır. Tek kılavuzumuz bu alanda ulusal ve özellikle uluslararası düzeyde kabul görmüş bilimsel çalışmalar olmalıdır. Bunun dışındakiler yalnızca hurafeden ibarettir.

Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz
Dokuz Eylül Üniversitesi
Mühendislik Fakültesi
Jeoloji Mühendisliği Bölümü
Mineraloji-Petrografi Ana Bilim Dalı Başkanı
Logged
mehmetkoksal
Jr. Member
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 9


« Yanıtla #19 : Şubat 26, 2008, 23:33:46 ÖS »

Burhan Bey,
Tayfun Talipoğlu'nun söylemleri için kendisine gönderdiğiniz teşekkür yazısı için elinize sağlık. Bende kendi adıma üç-beş satır teşekkür yazısı karalayıp gönderdim Sayın Talipoğlu'na. Sanırım buradaki herkesin üşenmeyip aynı şeyi yapması lazım ki, "bir kişinin desteğinden ne olacak" demeden sokak çevrecilerine ve sözde aydınlara karşı heryerde sesimizi duyurabilelim.
Logged
MADENTR
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2


« Yanıtla #20 : Şubat 27, 2008, 20:08:06 ÖS »

Kampanyanızı destekliyorum.Grubumuzda da duyurusunu yaptım.

Cihangir DARENDE
Maden Yüksek Mühendisihttp://groups.google.com/group/madentr
Logged
Burhan
Administrator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 141



« Yanıtla #21 : Şubat 27, 2008, 22:36:10 ÖS »

Cihangir Bey,

Desteğiniz için teşekkür ediyorum. Aslında kampanya yazımızda da söylediğim üzere bu kampanyayı madencilikten geçimini sağlayan herkesin desteklemsi gerekir diye düşünüyorum. Köşe yazarlarından bir tanesinin ifadesiyle bu çevreci mürtecilerin sesinin bir şekilde artık kısılması ve gerçeklerin insanlara anlatılması gerektiği kanaatindeyim. Biz sesimizi çıkartmadıkça onların sesi daha fazla çıkıyor. BİZ KİMSENİN EKMEĞİYLE OYNAMIYORUZ VE EKMEĞİMİZLE DE KİMSENİN OYNAMASINA MÜSADE ETMEYELİM.  Kızgın

Selamlar

Logged
COŞKUN
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1

Bilinçli Toplumlar Madencilikten Vazgeçmez!!..


« Yanıtla #22 : Şubat 28, 2008, 10:17:52 ÖÖ »

Bu forumu açan Burhanettin Bey'e teşekkürlerimi sunarım.

Sevgili Madenciler..

Önceleri bu sıkıntıların havzamıza özel bir durum olduğunu düşünmekteydik, Fakat diğer bölgeler ile iletişimlerimizde anladık ki madenciliğe karşı ULUSAL BİR KARALAMA KAMPANYASI başlatılmış. Tüm bölgelerdeki madenci arkadaşlar üzerimize oynanan oyunları bu formlar aracılığı ile herkese duyurmaya davet ediyorum.

Ben Şile Bölgesinde Faaliyet gösteren madencilerin sıkıntılarını paylaşmak istiyorum. Buradaki madenciler Orman İdaresinden iki yıldır izin alamıyor!!. İlginçtir Tesis izinlerinin müktesap hakkı olmasına rağmen temdit olurları dahi verilmiyor.  Tüm ilgili Kamu, Belediye ve Basın görevlileri ağız birliği etmişcesine asılsız söylemlerle acımasızca Madenciliği baltalama seferberliğine çıkmış durumda; kaldıki doğruları yazan basın mensuplarını anında susturma gayreti var yayın yaptığı gazete, televizyona şikayetler yağıyor.


İstanbul ili, Şile ilçesi civarında 1970’li yıllardan bu yana süregelen; refrakter kil ile başlayan uzun süre kömür madenciliği ve son 17 yıldır da Silis Kumu, Seramik kili madenciliği yapılmaktadır. Bunların yanında taş ocakçılığı da önemli bir yer tutmaktadır.
Son yıllarda kapasitelerini arttıran; ve sayıları günden güne çoğalan seramik ve vitrifiye fabrikaları için Türkiye’nin tek ve en önemli kil yatağı olarak bilinen Şile Havzası’nın önemi daha da artmıştır.
Gelişmenin ve büyümenin en önemli dayanağı olan ‘’üretim’’ ülkemizin olmazsa olmazıdır.
Havzadan yılda yaklaşık 2 milyon ton kil; 750.000 ton yıkanmış ve kurutulmuş döküm kumu; 300.000 ton tüvenan silis kumu; 600.000 ton yıkanmış inşaat kumu 2-2,5 milyon ton taş ve mıcır, üretilerek hem İstanbul’un hem Türkiye’nin çok önemli bir açığını kapatmaktadır. Ayrıca bu işletmelerin direkt olarak yüzlerce dolaylı olarak binlerce insanı istihdam ettiği de unutulmamalıdır.
Son 3 yıldır ülkemizde madenciler aleyhine başlatılan kampanya nihayet yine madenciler aleyhine meyvesini vermiştir. Havza madencileri olarak son iki yıldır. Orman idaresine yapılan; izin taleplerine yanıt alınamamaktadır. Yönetmelikler de adı geçmeyen birçok yaptırım; uygulanmasına rağmen izin taleplerimize hiçbir yanıt verilmemektedir. Bu durum iki ay daha sürdüğünde seramik fabrikaları ve diğer tüketicilerin fabrikalarının hammadde ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklarını doğrusu merak ediyoruz!
Logged

Coşkun SEFERTAŞ
Maden Mühendisi
Burhan
Administrator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 141



« Yanıtla #23 : Mart 10, 2008, 22:08:12 ÖS »

Sevgili Coşkun,

Evet üretim olmazsa olmazlardan bir tanesi ama Türkiye'de bu mümkün olamıyor özellikle de madencilikte. Kendilerine yaşam hakkı savunucuları gibi cicili bicili bir takım isimler takarak madenciliğe saldıran bazı insanlar uzun bir süredir madenciliğin önünü keserek biz madencilerin ekmeğiyle doğrudan oynuyorlar. Oyun ortada ve açık bir şekilde oynanıyor ama bizler sesimizi çıkartmadığımız için bu bir avuç karşıtın sesi duyuluyor her yerde. O nedenle bu forum ve diğerleriyle sesimizi duyurabildiğimiz kadar duyurmalı, doğruları insanlarımıza anlatırken bir taraftan da yalan dolanlarla insanlarımızı kandırmaya çalışan karşıtları doğruları anlatarak susturmalıyız. Burada elbette biz madencilere büyük görev düşüyor. Tanıdığımız tüm madencileri seslerini çıkartmaları konusunda teşvik etmeliyiz diye düşünüyorum.

Forumumuza tekrar hoşgeldiniz.

Selamlar
Logged
serdartursun
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1


« Yanıtla #24 : Haziran 25, 2008, 10:01:46 ÖÖ »

Türkiye,deki madencilik sektörünün açılması için geri kafalı kalmış zihniyetin değişmesi gerek.tüm yazdıklarınız okudum burhanettin bey size ve fikirlerinize katılmamak elde değil.yanlız şunu hiç bir zaman unutmamak gerekir.bu kutsal toprakların sakladığı bunça eşsiz yer altı kaynaklarının kullanılmasında ve çıkarılmasında siz ve sizin gibi mühendislerin içindeki toprak doğa çevre sevgisi bence tüm çevreçilerden çok daha fazla olmalı . sonuçda madenler modern yaşam için vaz geçilmez bir unsur.bunların çıkarılması kadar doğal işletilmesi ve ekonomiye kazandırılması kadar normal bir şey yok. bu ülke madenciliğin önü açmak istiyorsa,mühendislerinede sahip cıkaçak.çevre platformu altında ne yapdıkları bile belli olmayan herşeye karşıt mualif insanların düşünçelerine verilen önem kadar ,bu topraklardan mezun olmuş siz ve sizler gibi mühendislerinde kendi mesleklerini yapa bilmesi için madene madençiliğe ihtiyaç var.hayatın ve yaşamın vaz geçilmez olan madenlerimiz  umarım doğru kullanılır.ekonomiye ve topluma kazandırılır
SERDAR                                                                         



Logged
baboyes
Jr. Member
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5


« Yanıtla #25 : Dün 09:22:50 »

wedding dresses,
Keep glucose goods close at hand.wedding dresses If you are traveling by plane, pack your medications, insulin, syringes, test strips, lancets, ketone strips, and other supplies so there's no chance of losing them. Consider bringing extra supplies in your checked luggage. Make sure all medications bear the original pharmacy prescription labels. If you don't already have one, get a medical ID bracelet or necklace that alerts people that you have Diabetes and provides a number to call in an emergency.
cheap aion kinah,
Pack a snack.cheap aion kinah Wherever you go, take a totable snack like an apple, an energy bar, a banana, raisins, or cheese and crackers in case your blood sugar starts to dip when you don't have immediate access to your food. If you sample your snacks en route, replenish your supplies as soon as you can.
flyff penya,
Mind your meals.flyff penya If you're flying or taking an extended trip by rail, call the carrier a few days before you depart and ask what special meals they have available for people with Diabetes or heart disease (there may be more than one option to choose from). When you're en route, wait for meal service to actually begin before you take your pre-meal insulin to make sure you don't experience low blood sugar in the event that service is unexpectedly slowed or canceled.
maple story mesos,
 When traveling by car,maple story mesos try to stick to your regular mealtime schedule to keep your blood sugar stable. If that's not possible, carry snacks along with you and be alert to symptoms of low blood sugar, such as nervousness, sweating, and crankiness. If you feel a hypoglycemic episode coming on, pull over immediately and take a sugar pill or have something to eat. Wait at least 10 to 15 minutes for the feeling to pass before continuing on.
flyff penya,
Get in the zone.flyff penya Traveling across different time zones can throw your schedule completely off, but you can compensate for the disruption if you're careful. When adding hours to your day by traveling west, you may need to take more insulin. When losing hours traveling east, you may need less. Check with your doctor for specific recommendations. As for timing your injections and meals, keep your watch set to your Home time as you travel to your destination, then switch your watch -- and your schedule --flyff penya to the local time the morning after you arrive.
flyff penya,
Logged
Sayfa: « 1 2 Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.9 | SMF © 2006, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 1.839 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu